iki
"Yorgunluktan öldüm!" diyerek çantasını bir yere fırlatmıştı Yaren, içeriye girdiği gibi de kolileri ve kolilerin başında oturan Atlas ve Yazgı'yı görmüştü.
"Bunlar nereden geldi?" demişti şokla, bir sürü yiyecek içecek vardı, bir ay idare ederlerdi neredeyse bunlarla.
"Caminin imamı getirmiş.." demişti Artemis de, elindeki poğaçayı yerken. Fırından getirmişti, masanın üzerinde bir torba ekmek, poğaça ve börek vardı.
"Adı var onun.." demişti Dolunay o anda, hiç söze karışmıyorken birden araya girmişti. Bir yandan da ocaktaki mercimek çorbasını karıştırıyordu özenle.
"Neymiş adı Dolunay hanım, ne çabuk öğrendiniz?" demişti Artemis de sırıtarak.
"Tarık işte, sanki siz bilmiyorsunuz.. Tüm mahalle onu konuşuyor, Bosna'dan gelmiş.." demişti Dolunay, ama onun kadar ilgilenen olmadığı için, daha şimdi öğreniyorlardı.
"Bosna'dan geldiğini falan şimdi öğrendim.." demişti Yaren alttan alttan gülerken, bir şeyler olduğunu anlamışlardı.
"Ya siz benimle uğraşacağınıza anlatın! Kahve önünde Berat'la kavga etmişsin Artemis!" demişti Dolunay konuyu değiştirmeye çalışırken, başarılı da olmuştu.
"Şerefsiz yine para istedi benden! Tek kuruş yok cebimde, daha para diyor!" demişti sinirle Artemis, o sırada da yerdeki Yazgı'yı kucağına almıştı. Yazgı onun telefonunu eline almıştı, kedi videoları izleyecekti.
Evin içine kedi almak istiyordu, annesini ikna edecek bir şeyler arıyordu. Bir videoya tıklayıp izlemeye başlamıştı, kıkırdamıştı da.. Daha sonra telefonu Artemis'in gözüne sokmuştu.
"Anne bak kedi! Kedi çamaşır yıkıyor!" demişti gururla, belki bu şekilde kandırıp kediyi içeriye aldırabilirim diye düşünmüştü.
"Aferin kediye Yazgı'cığım, ne güzel yıkıyor.." demişti Artemis de onun heyecanını kırmamak için.
"Bizde kedi alalım! Bizim kedimiz de yıkar çamaşır!" demişti Yazgı bilmiş bir şekilde, Dolunay ve Yaren gülmeye başlamışlardı Yazgı'ya.
"Kendi karnımızı zor doyuruyoruz, kediye nasıl bakalım Yazgı.." demişti Artemis o anda, ama Yazgı anında dudaklarını büzüştürüp ağlamaya başlamıştı.
"Yazgı'yı zaten kimse sevmiyor!" demişti Yazgı ayağa kalkarken, odalardan birine girip kapıyı itmişti bütün gücüyle, zorla kapatmıştı.
Artemis oflayarak arkasından bakmıştı, Atlas ise masum masum ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Yaren onu kucağına almıştı, Atlas Yaren'e plastik ördeğini göstermeye başlamıştı..
"Arda'ya ders çalıştıracağım, yarın çocukları parka falan mı götürseniz.. Ev boş kalsa?" demişti Yaren, bir yandan da Atlas ile oynarken.
"Ders çalıştırma bahanesiyle yatağa atacak çocuğu, benden söylemesi.." demişti Dolunay sırıtarak, Yaren Atlas'ın ördeğini Dolunay'a fırlatmıştı, Atlas ise anında kızarmıştı, tam ağlayacakken Yaren ördeği hemen geri almış ve Atlas'a vermişti.
"Ben siz miyim! Allah allah, ne evlendim, ne de veledim var!" demişti Yaren o anda, o da poşetten bir poğaça kapmıştı. Öğle yemeği yiyecek tek kuruşu olmadığından, tüm günü aç geçirmişti.
"Karnınızı hamurla doldurmayın, çorba yapıyorum.. Sıcak sıcak içeriz.." demişti Dolunay o anda.
"Havalar da iyice soğudu, bizim kömür ve odunlar da iyice suyunu çekti.. Çocuklar hasta olmasa bari.." demişti Artemis de o anda, Yaren de kafa sallamıştı..
"Sıkıca giydiriyoruz ama, nereye kadar yani.. Biz de üşüyoruz, hasta olursak işe gidemeyiz, çocuk bakamayız.. Biteriz yani, dikkat edin kendinize.." demişti Yaren de, ama ne kadar dikkat edebilirlerdi bu yoklukta.. Üst üste giyinip, yorganların altında oturuyorlardı bütün gün.
"Kötüyü düşünmeyelim, bakın bir sürü yiyecek içeceğimiz var.. Maaşlarla birikmiş faturaları öderiz, şofbenle çamaşır makinesini yaptırırız.. En azından yükümüz biraz hafifler.." demişti Dolunay, pişen çorbaları da kaselere koyup getirmişti teker teker.
"Ya aslında.. Bir iş duydum geçen, Meliha teyzeden-" diye başlamıştı Yaren söze, ama o sırada cama atılan taşın, camı kırması ve masanın üzerine düşmesiyle beraber çığlık atarak ayağa kalkmışlardı..
Dikkat ederek camı açmışlardı, bir maganda olmasına karşın.. Ama gördükleri kişi, içmekten ayakta bile duramayan Berat'tı..
"Ya senin Allah belanı versin, ne biçim adamsın sen!" diye bağırmıştı Artemis camdan aşağıya sarkarken, Atlas korkudan ağlamaya başlamıştı.
"Ölüyorum lan senin için!" diye bağırmıştı Berat ağzını yaya yaya, sırıtıyordu da bir yandan.
"Seni doğuran anayı sikeyim ben!" diye bağırmıştı Artemis sinirle. "Orospunun evladı, siktir git!"
Zaten hava buz gibiydi, zor ısınıyorlardı. Üstüne Berat evin camlarından birisini de kırmıştı, bütün soğuk eve yayılıyordu..
"Ayıp ediyorsun ama karıcığım.. Hadi gel, kızımızı da al, gidelim.." demişti Berat, o sırada da takılıp yere düşmüştü..
"Kahve köşelerinde mi yatıracaksın bizi, yoksa kömürlükte mi! Allah kahretsin senin gibi adamı, boşayacağım seni!"
"Altıma yatıracağım, seversin sen!" diye bağırmıştı Berat yerden, Artemis'in de canına tak etmişti artık.. Kızları ittirerek banyodaki büyük leğeni almıştı, buz gibi soğuk suyu doldurmuştu. Şofben gram ısıtmıyordu zaten, bozuktu.
Leğeni zorlukla taşıyordu, ama yine de vazgeçmemişti.. Cama yaklaştığında sinirle kaldırmıştı, kızların da yardım edip ittirmesiyle olan olmuştu.
Leğendeki buz gibi su, Berat'ın başından aşağıya dökülmüştü.
"Amına koyayım! İnsan kocasına buz gibi suyu döker mi, ne biçim karısın lan sen!" diye söylenmeye başlamıştı Berat.
"Siktir git buradan! Biraz daha durursan, leğeni de götüne sokarım!" diye bağırmıştı Artemis, daha sonrasında da perdeyi çekmişlerdi.
"Camı da kırdı Allah'ın cezası.." demişti Dolunay oflarken, şimdi birde camı yaptırmaları gerekiyordu..
Düşünceli bir şekilde oturmuşlardı, Yaren de anlatmaya devam etmişti..
"Şey diyordum.. Birkaç üst sokakta şey var ya, mekan.. Yılmaz Pavyon.. İçki servisi yapacak üç kişi arıyorlarmış, gece birkaç saatliğine.. Dünya kadar da para veriyorlarmış.." demişti Yaren o anda.
"Kızım pavyonda ne işimiz var! Adımızı çıkartırlar.." demişti Artemis o anda, gerçekten de böyle boktan ve dedikoducu mahallede olacak tek şey buydu..
"Para lazım, para! Açlıktan nefesimiz kokuyor, geceleri görünmeden gider geliriz!" demişti Yaren o anda.
"Ne kadar para veriyorlar ki, üç kuruş için değer mi?" diye sormuştu Dolunay da.
"Günlük paramızın beş katını veriyorlar, hemde üç saat için! Üç! O kadar rahatlarız ki!" demişti Yaren, paranın miktarını duymak herkese cazip gelmişti..
"Tamam, bir gidip bakalım.. Ama boktan bir yerse ben orada bir dakika bile kalmam." demişti Artemis o anda, iyi kazanırlarsa Yazgı için evin içine bir kedi de alabilirlerdi. Yazgı'yı mutlu etmek istemişti. Ve tabii, istediği kedili elbiseyi de Yazgı'ya alabilirdi.
"Yılmaz Pavyon mu demiştin sen?" demişti o anda Dolunay, düşünmüştü.. Burayı bir yerden de duymuş gibiydi, tanıdık geliyordu.
"Evet evet, Barış Alper diye bir adam sahibiymiş.. Rize'den gelmiş, burayı açmış.." demişti Yaren de.
"Rize'de olsam bütün gün yaylada uyuklardım, İstanbul'da işim olmazdı.." demişti Dolunay da gülerek, gerçekten de öyle yapardı..
"O zaman ben Meliha teyzeye sorup adresi alırım.. Onun da oğlu güvenlikmiş orada, başımıza bir şey gelmez en azından.." demişti Yaren de..
"Umarım, umarım gelmez.." demişti Artemis de, biraz korkmuştu ama, belki de birkaç saat katlanabilirlerdi.
Belki de katlanamazlardı, bilinmezdi.. Öyle bir yerde, başlarına her şey gelebilirdi.
"Hadi hadi, çorbalar buz oldu.." demişti Dolunay kaşığı eline alırken.. "İçin de, sonra şu cama bant falan yapıştıralım, en azından bu gece idare etsin bizi.."
•
Bạn đang đọc truyện trên: Truyen2U.Com